Son Makaleler

  • Abese Suresi 42.Ayet Meali

    أُوْلَئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ ﴿٤٢﴾

    Ulâike humul keferatul feceratu.

    1. ulâike : işte onlar
    2. hum(u) : onlar
    3. el keferetu : kâfir, inkâr eden
    4. el feceratu : facir

     

        1 - Diyanet İşleri: İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır.
        2 - Bayraktar Bayraklı: (40-42) Yine o gün, birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, haktan sapanlardır.

         3 - Cemal Külünkoğlu: İşte onlar, inkârcılardır, günaha dalanlardır.

       4 - Diyanet İşleri (eski): İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.
       5 - Diyanet Vakfi: (40-42) Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
       6 - Edip Yüksel: İşte onlar inkarcılardır, sapanlardır.
       7 - Elmalılı Hamdi Yazır: İşte onlar o kefere-i fecere
       8 - Elmalılı (sadeleştirilmiş): İşte onlardır, o kafirler, facirler (yoldan sapmış günahkarlar).

        9 - Mustafa İslamoğlu: İşte bunlar, inkarın dibini boylayan ve yoldan sapan sorumsuz kimseler olacak.

    10 - Seyyid Kutub: İşte onlar hayasız pis kafirlerdir.

      11 - Yaşar Nuri Öztürk: İşte bunlardır küfre sapanlar, kötülüğe batanlar.

    Devamı..
  • Tekvir Suresi 1.Ayet Meali

    إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ﴿١﴾

    İzâş şemsu kuvvirat.

    1. izâ : olduğu zaman
    2. eş şemsu : güneş
    3. kuvviret
    (tekvîr)
    : bürülüp dürüldü
    : (tortop olmak, sarık gibi sarılmak)

     

       1 - Diyanet İşleri: Güneş, dürüldüğü zaman,
       2 - Bayraktar Bayraklı: Güneş katlanıp karanlığa gömüldüğünde,

        3 - Cemal Külünkoğlu: Güneş dürüldüğü (ve ziyası söndürüldüğü),

       4 - Diyanet İşleri (eski): Güneş dürülüp ışığı kalmadığı zaman;
       5 - Diyanet Vakfi: Güneş katlanıp dürüldüğünde,
       6 - Edip Yüksel: Güneş yuvarlandığı zaman,
       7 - Elmalılı Hamdi Yazır: O Güneş dürüldüğü vakıt
       8 - Elmalılı (sadeleştirilmiş): O güneş dürüldüğünde,

        9 - Mustafa İslamoğlu: Güneş(in defteri) dürüldüğünde,

    10 - Seyyid Kutub: Güneş dürüldüğü zaman

      11 - Yaşar Nuri Öztürk: Güneş büzülüp dürüldüğünde,

    Devamı..
  • Tekvir Suresi 2.Ayet Meali

    وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ ﴿٢﴾

    Ve izân nucûmunkederat.

    1. ve izâ : ve olduğu zaman
    2. en nucûmu : yıldızlar
    3. inkederet : bulanıklaştı, soldu, enerjilerini tüketti, dağıldı

     

       1 - Diyanet İşleri: Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,
       2 - Bayraktar Bayraklı: Yıldızlar dökülüp ışıklarını yitirdiğinde,

        3 - Cemal Külünkoğlu: Yıldızlar kararıp döküldüğü,

       4 - Diyanet İşleri (eski): Yıldızlar düşüp, söndüğü zaman;
       5 - Diyanet Vakfi: Yıldızlar (kararıp) döküldüğünde,
       6 - Edip Yüksel: Yıldızlar sönüp düştüğü zaman,
       7 - Elmalılı Hamdi Yazır: Ve yıldızlar bulandığı vakıt
       8 - Elmalılı (sadeleştirilmiş): yıldızlar bulandığında,

        9 - Mustafa İslamoğlu: yıldızlar sönüp döküldüğünde

    10 - Seyyid Kutub: Yıldızlar kararıp dağıldığı zaman

      11 - Yaşar Nuri Öztürk: Yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde,

    Devamı..
  • Tekvir Suresi 3.Ayet Meali

    وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ ﴿٣﴾

    Ve izâl cibâlu suyyirat.

    1. ve izâ : ve olduğu zaman
    2. el cibâlu : dağlar
    3. suyyiret : yürütüldü

     

       1 - Diyanet İşleri: Dağlar, yürütüldüğü zaman,
       2 - Bayraktar Bayraklı: Dağlar yürütülüp kaybolduğunda,

        3 - Cemal Külünkoğlu: Dağlar, yürütüldüğü

       4 - Diyanet İşleri (eski): (3-4) Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;
       5 - Diyanet Vakfi: Dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde,
       6 - Edip Yüksel: Dağlar yürütüldüğü zaman,
       7 - Elmalılı Hamdi Yazır: Ve dağlar yürütüldüğü vakıt
       8 - Elmalılı (sadeleştirilmiş): dağlar yürütüldüğünde,

        9 - Mustafa İslamoğlu: dağlar yürütüldüğünde,

    10 - Seyyid Kutub: Dağlar sökülüp dağıldığı zaman

      11 - Yaşar Nuri Öztürk: Dağlar yürütüldüğünde,

    Devamı..
  • Tekvir Suresi 4.Ayet Meali

    وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ ﴿٤﴾

    Ve izâl ışâru uttılet.

    1. ve izâ : ve olduğu zaman
    2. el ışâru : yüklü develer, kıymetli mallar, servetler, evler, saraylar
    3. uttılet : salındı, başıboş bırakıldı, terkedildi

     

       1 - Diyanet İşleri: Gebe develer salıverildiği zaman.
       2 - Bayraktar Bayraklı: Değerli mallar terkedildiğinde,

        3 - Cemal Külünkoğlu: Gebe develer, kendi başına terkedildiği,

       4 - Diyanet İşleri (eski): (3-4) Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;
       5 - Diyanet Vakfi: Gebe develer salıverildiğinde,
       6 - Edip Yüksel: En değerli mallar terkedildiği zaman,
       7 - Elmalılı Hamdi Yazır: Ve kıyılmaz mallar bırakıldığı vakıt
       8 - Elmalılı (sadeleştirilmiş): kıyılmaz mallar bırakıldığında,

        9 - Mustafa İslamoğlu: doğumu yakın develer terk edildiğinde,

    10 - Seyyid Kutub: Gebeliğinin onuncu ayındaki develer kendi haline bırakıldığı zaman

      11 - Yaşar Nuri Öztürk: O bakmaya kıyılmayan develer kendi hallerine bırakıldığında,

    Devamı..

Kategoriler