Featured

hç-2017.12.16=SüNNETULLAH ve MUCiZE_Prof.Dr.A.BAYINDIR-F.ORUM-E.Uygan-Y.Şenol-Hikmet-720p

Üzgünüz, bu videoyu sadece Kayıtlı üyeler izleyebilir.

Lütfen giriş Yapınız ya da Buraya Tiklayarak sitemize ücretsiz üye olabilirsiniz.

Teşekkürler! Arkadaşlarınıza da önerin!

Bu videoyu beğenmediniz. Dikkate alacağız!

Ekleme Tarihi by
5,012 İzlenme
Hikmet Çalışmaları, Mukayeseli Fıkıh
16.12.2017 (16 Aralık 2017)
Konu : SüNNETULLAH ve MUCiZE
Prof.Dr.Abdülaziz BAYINDIR
Prof.Dr.Fatih ORUM, Erdem Uygan, Dr.Yahya Şenol
----------------------
ilgili ayetler
-----------------------
Bakara 2/38 :
قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمٖيعًا فَاِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ مِنّٖى هُدًى
فَمَنْ تَبِعَ هُدَاىَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Oradan birlikte inin[1*]” dedik. “Benim tarafımdan size bir rehber gelirse[2*], rehberime uyanlar ne bir korku duyar ne de üzülürler.”
[1*] İnin “ihbitûاهْبِطُواْ” emri çoğuldur. Arapçada çoğul, en az üçü gösterdiğinden inenler; dem, Havva ve İblis’tir.
[2*] Bu ayet, dem’in o zaman Nebî olmadığını gösterir.

Bakara 2/39 :
وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اُولٰئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
Ayetlerimiz karşısında yalan söyleyerek[*] kâfir olanlar (kendini doğrulara kapatanlar) ise cehennem ahalisidir. Orada ölümsüz olacaklardır.
[*] Kezzebe = كذّب fiilinin mastarı olan tekzib, Arapçada yalanlama anlamına geldiği gibi “çokça yalan söyleme” anlamına da gelir (Kamus). Ayetler, yalanlanamayan gerçekler olduğundan ona yalan diyen, yalan söyler. Bu sebeple yukarıdaki anlam hem dil hem de ayetler arasındaki uyum açısından uygundur.

(Araf 7/19)
وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا
وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
“Bak dem, sen ve eşin şu bahçeye[*] yerleşin. Beğendiğiniz yerden yiyin ama bu ağaca yaklaşmayın. Yoksa yanlış yapmış olursunuz.”

(Neml 27/10)
مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ
Değneğini at. ” Musa değneğin hızla hareket eden küçük yılan gibi salındığını görünce ne olacağını beklemeden dönüp kaçtı. “Korkma Musa! Elçiler benim yanımda korkuya kapılmazlar.

(Neml 27/11)
إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ فَإِنِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Sadece yanlış yapanlar korkarlar. Onlar da daha sonra kötülüğün yerine iyilik yaparlarsa ben de bağışlar, ikram ederim.

(Neml 27/12)
وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِي تِسْعِ آيَاتٍ إِلَى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
Elini koynuna sok; lekesiz bembeyaz olarak çıkıversin. Bu, Firavun’a ve halkına karşı dokuz belgenin içindedir. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir halktır.”

(Neml 27/13)
فَلَمَّا جَاءتْهُمْ آيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Her şeyi açıkça gösteren belgelerimiz onlara gelince: “Bunlar açık büyüdür” dediler.

(Neml 27/14)
وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
İçlerinde en küçük şüphe olmadığı halde zalimliklerinden ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inanmadılar. Bak bakalım, o bozguncuların sonu ne oldu.

(Mümin 40/26)
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِي أَقْتُلْ مُوسَى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ إِنِّي أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَن يُظْهِرَ فِي الْأَرْضِ الْفَسَادَ
Firavun: "Bırakın beni, ben Musa'yı öldüreyim, o da Sahibini yardıma çağırsın. Çünkü sizin dininizi kendininki ile değiştireceğinden veya kurulu düzeni bozmasından korkuyorum." dedi.

(Mümin 40/27)
وَقَالَ مُوسَى إِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُم مِّن كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَّا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ
Musa: "Ben, hesap gününe inanmayıp kendini büyük gören herkesten, benim Sahibim ve sizin de Sahibiniz olan Allah’a sığınırım." dedi.

(Al-i İmran 3/87) أُوْلَئِكَ جَزَآؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
Onların cezası, Allah, melekler ve bütün insanlar tarafından dışlanmaktır[*].

(Al-i İmran 3/88) خَالِدِينَ فِيهَا لاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنظَرُونَ
Sürekli dışlanmış olarak kalırlar. Azapları hafifletilmez, yüzlerine de bakılmaz.

(Al-i İmran 3/89) إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُواْ فَإِنَّ الله غَفُورٌ رَّحِيمٌ
(Ölmeden) Dönüş yapıp kendini düzelten olursa başka. Allah onları bağışlar ve iyilikte bulunur.

(İsra 17/76)
وَاِنْ كَادُوا لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الْاَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا وَاِذًا لَا يَلْبَثُونَ خِلَافَكَ اِلَّا قَلٖيلًا
Seni bu topraklardan çıkarmak için yerinden oynatmak üzereler. Çıkarırlarsa senden sonra burada fazla kalamazlar.

(İsra 17/77)
سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوٖيلًا
Senden önce gönderdiğimiz elçilere uygulanan kanun budur. Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın.
Kategori
Fatih Orum

Yorum Yazın

Yorum yazmak için Giriş yap ya da Üye ol .

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.